Thursday, March 30, 2006
Masa Savaşları
Her sabah geldiğimde ofise, masamı darma duman buluyorum. Klavye, mouse, masanın üzerindeki eşyaları herbiri bir yerde. Başta iyice iyice benden kurtulmaya çalıştıklarını, o yüzden de gece kaçmayı denediklerini ama her sabah onları başaramamış şekilde bulduğumu düşünüyordum:) (bkz: balık burçlarının hayal güçleri)
Meğerse temizlikçi kadın terörü varmış burada. Kadın masamı silecek diye, her şeyi bir tarafa sürüyormuş rastgele.
Meğerse temizlikçi kadın terörü varmış burada. Kadın masamı silecek diye, her şeyi bir tarafa sürüyormuş rastgele.
Sunday, March 26, 2006
Ben
Bugün eski tozlu raflardan gidiyoruz:)
Biraz kendim hakkında kafa yormuşum vakt-i zamanında.
Ben bir gezginim
Ben bir geziyim
Ben bir misafirim
Ben bir düşünceyim
Ben bir düşünenim
Ben bir düşünülenim
Ben bir dinleyenim
Ben bir hikaye anlatıcıyım
Ben bir hikayeyim
Ben bir balığım
Ben bir denizim
Ben bir yolum
Ben bir yolcuyum
Ben bir şiirim
Ben bir eksiktim
Ben bir tamamım
Siz de düşünün biraz. Acaba siz kimsiniz?
Biraz kendim hakkında kafa yormuşum vakt-i zamanında.
Ben bir gezginim
Ben bir geziyim
Ben bir misafirim
Ben bir düşünceyim
Ben bir düşünenim
Ben bir düşünülenim
Ben bir dinleyenim
Ben bir hikaye anlatıcıyım
Ben bir hikayeyim
Ben bir balığım
Ben bir denizim
Ben bir yolum
Ben bir yolcuyum
Ben bir şiirim
Ben bir eksiktim
Ben bir tamamım
Siz de düşünün biraz. Acaba siz kimsiniz?
Özgürlük
Yaprakları sararmış bir defterden çıktı bu kendime not:
"hayatta kalmanın en kolay yolu herşeyden bağımsız olabilmektir. Kendini zamandan ve mekandan soyutla, kendi zamanını ve mekanını yaratmaya çalış!"
O zamanlar böyle demişim kendime, ama bilememiş nasıl yaparım bunu. Şimdi dönüp bakıyorum ki bunu güzellik sayesinde yapabilmişim ben. Aslında özgürleştirmiş beni güzellik. Çünkü onunla kendi zamanını ve mekanını yaratmayı öğrendim.
"hayatta kalmanın en kolay yolu herşeyden bağımsız olabilmektir. Kendini zamandan ve mekandan soyutla, kendi zamanını ve mekanını yaratmaya çalış!"
O zamanlar böyle demişim kendime, ama bilememiş nasıl yaparım bunu. Şimdi dönüp bakıyorum ki bunu güzellik sayesinde yapabilmişim ben. Aslında özgürleştirmiş beni güzellik. Çünkü onunla kendi zamanını ve mekanını yaratmayı öğrendim.
Friday, March 24, 2006
Göbek
Bugünlerde kafama en çok takılan şey (tabii tezi falan saymazsak:) ) "göbeğim".
Ben her zaman iri yarı, kilolu bir insandım ama göbekli değildim.(tabii 150 kilo olduğum zamanı saymazsak:) )
Nerden çıktı bu göbek şimdi. Ben göbek dansçısı da olmadığıma göre ne yapacağım bunu.
Sanırım yaşlanmaya başladım artık. Bu da kilo alma tipimi de değiştirdi. Ne yapıp kurtulmalıyım bu göbekten...
Ben her zaman iri yarı, kilolu bir insandım ama göbekli değildim.(tabii 150 kilo olduğum zamanı saymazsak:) )
Nerden çıktı bu göbek şimdi. Ben göbek dansçısı da olmadığıma göre ne yapacağım bunu.
Sanırım yaşlanmaya başladım artık. Bu da kilo alma tipimi de değiştirdi. Ne yapıp kurtulmalıyım bu göbekten...
Thursday, March 23, 2006
Değişmez Dönüm Noktaları Temelli Kadercilik
Değişmez Dönüm Noktaları Temelli Kadercilik tamamen benim tarafımdan uydurulmuş bir kavram. Ama aslında düşününce varlığına bir şekilde inanılabilecek birşey. Tanımı ve örnekleri için
(bkz: değişmez dönüm noktalari temelli kadercilik)
Sanki hayat birkaç noktadan rijitlenmiş gibi evrene. Yani bir şekilde sizi bir yerlere bağlayabilmek, tutunmanızı sağlamak ister gibi. Ve ne yazık ki siz bunun farkında değilsiniz. Sanıyorsunuz ki kader sizin elinizde ve onu değiştirebilirsiniz. Yanlış!
Eğer değiştirilebilir olsaydı o kader olmazdı. Ama hiç değiştiremiyorsanız da sonu bilinen bir hikayenin kahramanı olmak ne kadar heyecanlı olabilir ki. Bu da insanı ümitsizliği, çaresizliğe, depresyona iter. Hiçbir şey yapmak gelmez içinden. Nasıl olsa bir şekilde kaderin dediği olacak der içinden. İşte bu noktada bu düşünce tarzı devreye giriyor belki de. Hayat ve kader esnek bir yapıda belki ama belli noktalar var ki olmazsa olmazları onların. Siz bu hayat oynunu kurallarına göre oynarsanız, o seviyeye, noktaya geldiğinizde daha başarılı, daha zengin, daha mutlu, daha ... olabiliyorsunuz. Ama geleceğiniz nokta, yer, mekan aynı yine de...
Kaderini sevmek de bu noktada başlıyor belki de. Amor fati, insanı Polyannacılığı sürüklemeye çalışan bir düşünce yapısı değil aslında. Sadece kaderin sana getirdiklerini seversen, kabullenmek daha kolay olur diye yaklaşmak kadere. Bu noktada farklı bir persfektif daha açılıyor konuyla ilgili. Kaderin getirdiği ve o an için berbat görünen, bize üzen şey aslında sandığımız kadar kötü birşey mi? Çünkü hayat oyunu hamlelerden oluşuyor ve siz orada hata yaptığınızı ya da kaderin bir oyununa geldiğinizi düşünürken belki de kader size başka bir kapıyı açıyor. Bardağın yarısı boş insanları her zaman olumsuzlukları farkederler ve her seçimi bir kaybediş sanarlar. Ya her kaybediş bir kazanç hatta her seçim o an yanlış da gözükse bir kazançsa:)
(bkz: değişmez dönüm noktalari temelli kadercilik)
Sanki hayat birkaç noktadan rijitlenmiş gibi evrene. Yani bir şekilde sizi bir yerlere bağlayabilmek, tutunmanızı sağlamak ister gibi. Ve ne yazık ki siz bunun farkında değilsiniz. Sanıyorsunuz ki kader sizin elinizde ve onu değiştirebilirsiniz. Yanlış!
Eğer değiştirilebilir olsaydı o kader olmazdı. Ama hiç değiştiremiyorsanız da sonu bilinen bir hikayenin kahramanı olmak ne kadar heyecanlı olabilir ki. Bu da insanı ümitsizliği, çaresizliğe, depresyona iter. Hiçbir şey yapmak gelmez içinden. Nasıl olsa bir şekilde kaderin dediği olacak der içinden. İşte bu noktada bu düşünce tarzı devreye giriyor belki de. Hayat ve kader esnek bir yapıda belki ama belli noktalar var ki olmazsa olmazları onların. Siz bu hayat oynunu kurallarına göre oynarsanız, o seviyeye, noktaya geldiğinizde daha başarılı, daha zengin, daha mutlu, daha ... olabiliyorsunuz. Ama geleceğiniz nokta, yer, mekan aynı yine de...
Kaderini sevmek de bu noktada başlıyor belki de. Amor fati, insanı Polyannacılığı sürüklemeye çalışan bir düşünce yapısı değil aslında. Sadece kaderin sana getirdiklerini seversen, kabullenmek daha kolay olur diye yaklaşmak kadere. Bu noktada farklı bir persfektif daha açılıyor konuyla ilgili. Kaderin getirdiği ve o an için berbat görünen, bize üzen şey aslında sandığımız kadar kötü birşey mi? Çünkü hayat oyunu hamlelerden oluşuyor ve siz orada hata yaptığınızı ya da kaderin bir oyununa geldiğinizi düşünürken belki de kader size başka bir kapıyı açıyor. Bardağın yarısı boş insanları her zaman olumsuzlukları farkederler ve her seçimi bir kaybediş sanarlar. Ya her kaybediş bir kazanç hatta her seçim o an yanlış da gözükse bir kazançsa:)
Monday, March 20, 2006
Güzellik
Bugün yine yapacağını yaptı:)
Sanırım hayatım boyunca yaşadığım en keyifli öğle arasıydı. İnanılmaz mutlu hissettim kendimi. Sanki beni buralardan aldı götürdü, başka bir yerlerdeydik biz. Gülümsemek yetmedi, gülmek yetmedi, kahkahalar bile yetmedi mutluluğumu anlatmaya.
Sihirli bir değneği var sanki perimin:)
Sanırım hayatım boyunca yaşadığım en keyifli öğle arasıydı. İnanılmaz mutlu hissettim kendimi. Sanki beni buralardan aldı götürdü, başka bir yerlerdeydik biz. Gülümsemek yetmedi, gülmek yetmedi, kahkahalar bile yetmedi mutluluğumu anlatmaya.
Sihirli bir değneği var sanki perimin:)
Saturday, March 18, 2006
Doğum Günü
Şimdi okuyunca diyeceksiniz bu adam kendini beğenmiş, yok yok bu adam megaloman, yok yok daha kötü narsist...her ne derseniz deyin, ufuk arkadaşımın bugün bana attığı doğum günü kutluma mesajını buraya taşıyacağım. Çünkü gerçekten çok duygulandırdı beni:)
"Bugünkü varlığımızın temellerinin atıldığı Çanakkale Zaferinin kazanılmasını canlarını, kanlarını feda ederek sağlayan cesur Mehmetçiklerin adını taşıyan; onların anısına dikilmiş bir abide gibi Türk insanının zekasını, cesaretini, gücünü ve sevgi dolu kalbini segileyen,
Ey Mehmet!
Doğum günün kutlu olsun; vatana millete hayırlı, uğurlu olsun!"
"Bugünkü varlığımızın temellerinin atıldığı Çanakkale Zaferinin kazanılmasını canlarını, kanlarını feda ederek sağlayan cesur Mehmetçiklerin adını taşıyan; onların anısına dikilmiş bir abide gibi Türk insanının zekasını, cesaretini, gücünü ve sevgi dolu kalbini segileyen,
Ey Mehmet!
Doğum günün kutlu olsun; vatana millete hayırlı, uğurlu olsun!"
Bugün
Çoğu insan için belki takvimlerdeki herhangi tarihten biri.Düne benzer bir gün, sıradan bir 24 saat!
Bense bir çentik daha atıyorum tahtaya...
Bense bir çentik daha atıyorum tahtaya...
Friday, March 17, 2006
Limonlu Kek
Lise yıllarımda doğum günüm demekti limonlu kek. Sevdiğim arkadaşlar doğum günümde limonlu kek yapar getirir, pasta yerine limonlu kek ile kutlardık doğum günümü. İlginç bir şekilde yıl içinde başka hiçbir gün limonlu kek yeme şansım olmazdı nedense. Özledim...
Thursday, March 16, 2006
Çizgi Romanlar
Çizgi romanlarım geldi bugün yine aklıma. Çocukluğumda en değerli varlıklarım onlardı. Gözüm gibi bakardım onlara ve beni dünyadan uzaklaştıran tek nesne onlardı.
Superman, Fantastik Dörtlü, Örümcek Adam, Conan, Martin Mystery, Gümüş Kayakçı hemen aklıma gelenler.
Bizim orada bir market vardı; Saray Market. Orada satılırdı çizgi romanlar. Bana her hafta satılmayan çizgi romanlardan birini hediye ederdi marketin sahibi. Ben de bir ümit bu hafta ne kalacak diye heveslenir, her gün gider hangileri kalmış diye kontrol ederdim.
Çok net hatırlamıyorum kendim satın alıyor muydum çizgi roman diye. Ama net hatırladığım birşey var. Bir gün tüm çizgi romanlarımı Hayrettin adlı bir arkadaşıma satmıştım. Benden 3-4 yaş büyük bir çocuktu ve bu beni ilk kandırışı olmayacaktı. (bkz: arkadasini cizgi roman kahramani zannetmek)
Aldığım paralarla eve dönmüş ve bir sevinçle anneme söylemiştim şu kadar para kazandım diye. Annem de üç kuruşa bütün çizgi romanlarımı sattığımı farkedince çok kızmıştı. Çabuk parayı geri ver ve çizgi romanlarını al demişti. Çok utandığımı hatırlıyorum geri verirken parayı.
Sonra ne oldu o çizgi romanlar. Derslerime çalışmamı engeller diye düşünüp leğen, kova, mandal karşılığı eskiciye gitti. Ah ulann eskiciiii ahhhhhh...
Superman, Fantastik Dörtlü, Örümcek Adam, Conan, Martin Mystery, Gümüş Kayakçı hemen aklıma gelenler.
Bizim orada bir market vardı; Saray Market. Orada satılırdı çizgi romanlar. Bana her hafta satılmayan çizgi romanlardan birini hediye ederdi marketin sahibi. Ben de bir ümit bu hafta ne kalacak diye heveslenir, her gün gider hangileri kalmış diye kontrol ederdim.
Çok net hatırlamıyorum kendim satın alıyor muydum çizgi roman diye. Ama net hatırladığım birşey var. Bir gün tüm çizgi romanlarımı Hayrettin adlı bir arkadaşıma satmıştım. Benden 3-4 yaş büyük bir çocuktu ve bu beni ilk kandırışı olmayacaktı. (bkz: arkadasini cizgi roman kahramani zannetmek)
Aldığım paralarla eve dönmüş ve bir sevinçle anneme söylemiştim şu kadar para kazandım diye. Annem de üç kuruşa bütün çizgi romanlarımı sattığımı farkedince çok kızmıştı. Çabuk parayı geri ver ve çizgi romanlarını al demişti. Çok utandığımı hatırlıyorum geri verirken parayı.
Sonra ne oldu o çizgi romanlar. Derslerime çalışmamı engeller diye düşünüp leğen, kova, mandal karşılığı eskiciye gitti. Ah ulann eskiciiii ahhhhhh...
Wednesday, March 15, 2006
LESalet
Tam Star Gazetesi manşeti gibi oldu ama ne yapayım. Aklıma gelen tanım gerçekten bu "LES"alet...
Tamam ben sütten çıkmış ak kaşık değilim. Bugün başvurunun son günü ve ben form almaya öğleden sonra gittim ama ÖSYM bürosunda nasıl LES formu bitebilir yahu...Tüm üniversitelerde de tükenmiş...Yaklaşık 6000 kişi almayı bekliyormuş ve yarın ÖSYM 600 tane form yollayacakmış...
Şimdi gariplik şurada: Bu kadar adam neden LES'e giriyor...Gerçi adam diyerek güzel bir giriş yaptım, giriyorlar çünkü askerden kaçmanın en kolay yolu yüksek lisans...Öyle ki askerlikten kaçmak için doktora yapanlar biliyorum...
Bununla bitmiyor tabii...İşsizlik aldı, yürüdü, gitti...Ne yapsın insanlar bir ümit, biraz da zaman geçirmek olsun diye yüksek lisans yapayım diyor...
Neyse işte garip ülkemden garip insan manzaraları...
Bana mı ne oldu? Valla parayı yatırdım, annem yarın deneyecek form alıp doldurmayı...Olursa olur, olmazsa adi ÖSYM benden bağış almış oldu, cebren ve hile ile:)
Tamam ben sütten çıkmış ak kaşık değilim. Bugün başvurunun son günü ve ben form almaya öğleden sonra gittim ama ÖSYM bürosunda nasıl LES formu bitebilir yahu...Tüm üniversitelerde de tükenmiş...Yaklaşık 6000 kişi almayı bekliyormuş ve yarın ÖSYM 600 tane form yollayacakmış...
Şimdi gariplik şurada: Bu kadar adam neden LES'e giriyor...Gerçi adam diyerek güzel bir giriş yaptım, giriyorlar çünkü askerden kaçmanın en kolay yolu yüksek lisans...Öyle ki askerlikten kaçmak için doktora yapanlar biliyorum...
Bununla bitmiyor tabii...İşsizlik aldı, yürüdü, gitti...Ne yapsın insanlar bir ümit, biraz da zaman geçirmek olsun diye yüksek lisans yapayım diyor...
Neyse işte garip ülkemden garip insan manzaraları...
Bana mı ne oldu? Valla parayı yatırdım, annem yarın deneyecek form alıp doldurmayı...Olursa olur, olmazsa adi ÖSYM benden bağış almış oldu, cebren ve hile ile:)
Tuesday, March 14, 2006
Hello Kitty
Bugün farkettim ki benim çocukluk kahramanın bir kedi.
Evet uzun zaman kedilerden uzak durmuş bir bünye olmama rağmen aslında ruhum derinliklerinde kedi musti'nin maceraları varmış. elimden düşürmezdim milliyetin verdiği bu kitapları. Bana herşeyi bilen, doğru ve örnek alınacak biri olarak gözükürdü bu kedi. Ama ne zaman onun bir kedi olduğunu farkettim biliyor musunuz? Bu sabah:)
Evet uzun zaman kedilerden uzak durmuş bir bünye olmama rağmen aslında ruhum derinliklerinde kedi musti'nin maceraları varmış. elimden düşürmezdim milliyetin verdiği bu kitapları. Bana herşeyi bilen, doğru ve örnek alınacak biri olarak gözükürdü bu kedi. Ama ne zaman onun bir kedi olduğunu farkettim biliyor musunuz? Bu sabah:)
Mesajlar
Bugün çok önemli birşeyi farkettim. Son zamanlarda insanların hangi platformda olursa olsun attığı mesajlara cevap vermiyorum. Reaksiyon vermiyorum demek değil bu. O an mesaja gülüyor, seviniyorum, üzülüyorum, kızıyorum ama o an orada kalıyor bu tepki. Karşıdaki insana yansımıyor.
Haklı olarak kızıyorlar bu ara o yüzden arkadaşlarım bana. Ama farkettim artık bunu, aşacak bir yol bulmalıyım...
Haklı olarak kızıyorlar bu ara o yüzden arkadaşlarım bana. Ama farkettim artık bunu, aşacak bir yol bulmalıyım...
Düşündüm, taşındım, kaşındım, karar verdim:)
Evet düşündüm, taşındım, kaşındım ve karar verdim ki benim de bir blogum olmalı. Tabii bunda zelyot'un fotoğrafçılık merakını kıskanmamın da etkisi vardır ama tek neden bu değil:)
sadece canım istediği zaman aklıma gelen şeyleri yazmak istediğim bir platform burası. birazcık halka açık günlük gibi de olabilir. o yüzden kim okur, neden okur çok da umrumda değil açıkçası:)
şimdiden söyleyeyim de sonradan kavga etmeyelim...yok biz 2tam1bolu2'yi tanımak istedik, yok komik şeyler okuyup gülmek istedik, yok bu blogta da hiçbirşey yokmuş diye mızmızlanmayın:)
sadece canım istediği zaman aklıma gelen şeyleri yazmak istediğim bir platform burası. birazcık halka açık günlük gibi de olabilir. o yüzden kim okur, neden okur çok da umrumda değil açıkçası:)
şimdiden söyleyeyim de sonradan kavga etmeyelim...yok biz 2tam1bolu2'yi tanımak istedik, yok komik şeyler okuyup gülmek istedik, yok bu blogta da hiçbirşey yokmuş diye mızmızlanmayın:)
Subscribe to:
Posts (Atom)