Daha fazla yazmam lazım, daha fazla okumam gerektiği gibi...
Resmen ruhum açlık çekiyor okumaya...Ama beynim ve gözlerim aynı fikirde değil onunla...Keza yazmak da öyle...Sayfalar dolusuca yazılacak şey birikmiş sanki içimde...Bir başlasam bitmeyecek gibi, ama bir başlasam...
Bazen düşündüklerimi yazan birşey olsa diyorum kendi kendime...Ama edebi kaygılardan uzak olacak, nasıl söylediğimin önemi olmayacak ne söylediğim yeter, hatta söylemem yeter...
Yazmaya ne zaman niyetlensem, edebi kaygılar çıkıyor karşıma..Dur diyor, yeterince iyi olmuyor, akıcı değil, planı yok...Ama aslında ihtiyacım olan güzel yazmak değil, sadece yazmak...
Benim gibi bazı insanlar bu kaygılardan uzaklaşamadıkları için günlük bile tutamazlar..Çünkü yazdıkları günlük sanki bir gün çok büyük bir eser olacak dünya ile paylaşılacak sanırlar...Ama halbuki amaç o değil...Amacı tam şu an yerine getiriyorum, 3 paragraftır aynı lafı dönüp dolaşıp söylüyorum kendi kendime...
Yazma ihtiyacı tuvalet ihtiyacı gibi olmalı zaman zaman...Sadece yap, nereye gidiyorsa gitsin, sadece doğru zamanda doğru yerde ol yeter:)
Saturday, July 28, 2007
Friday, March 02, 2007
Baba Adı
bu kez doğru yazdım şifremi
sildim “Baba Adı:”nın karşısını
ve yazmayınca “Adı”nı
girebildim kilitli kapılardan içeri
sildim “Baba Adı:”nın karşısını
ve yazmayınca “Adı”nı
girebildim kilitli kapılardan içeri
Friday, January 26, 2007
Islak Islak
gecenin nemi mi düsmüs gözlerine
ne olur islak islak bakma öyle
saçini dök sineme derdini söyle
yeter ki islak islak bakma öyle
sürerim buluttan tarlalari
yagmurlar ekerim gögün gögsüne
güneste demlerim senin çayini
yüregimden süzer öyle veririm
ben felegin su çarkina çomak sokarim
ben felegin tekerine çomak sokarim
yeter ki islak islak bakma öyle
ne olur islak islak bakma öyle
Thursday, January 04, 2007
Baba
Biraz önce dolmuşta 3 genç delikanlıdan duydum bu bilmeceyi. Birkaç gündür olanları anlatıyor biraz benim için...Anlayabilene herkese...
Soru: Ağaçta duran yeşil zeytine ne denir?
Cevap: Ağaçta duran yeşil zeytin
Soru: Yerde duran siyah zeytine ne denir?
Cevap: Ağaçta duran yeşil zeytinin "babası"...
Soru: Ağaçta duran yeşil zeytine ne denir?
Cevap: Ağaçta duran yeşil zeytin
Soru: Yerde duran siyah zeytine ne denir?
Cevap: Ağaçta duran yeşil zeytinin "babası"...
Wednesday, December 27, 2006
Ekşi Sözlük iyice ekşidi...
Sözlükte son birkaç aydır bir gariplik vardı zaten... Daha önce defalarca kere çeşitli gruplaşmalar, polimikler, tartışmalara ev sahipliği yaptığını bilirim sözlüğün ama ilk defa bu kadar garip geliyordu insanların yazdıkları bana...Bilmiyorum Pişti programında sözlük yazarları farketti mi ama artık okur içinde sözlük herkesi eleştiren, alaşağı eden, hiçbir şeyi beğenmeyen bir yer haline gelmişti...Sözlük büyük bir körük gibi her gün homur homur homurdanıyordu anlayacağınız...
Sözlükten uçuşumla ilgili hiçbir şey yazmadım hiçbir platformda...Konu etmek bile istemediğim çirkinlikler gördüm çünkü o günlerde...Öyle çirkinlikler ki daha önce zirvelerde görmüş, konuşmuşluğum olan insanlar bile, bir kısım yazarların da gazına gelerek çirkinlikleri bana mal eder olmuştu...Öyle ki sözlükte "sevgi pıtırcıklarını sikme arzusu" gibi bir başlık varken, "sözlükteki bok böcekleri" lafı ağır gelmişti birilerine...O zamanlar pek farkedilmedi belki ama benim yazdığım o entryi Mr Moon nickli bir yazarın, beni ve eşimi ima ederek yazdığı bir entryinin edit notunun aynen kopyalanması ile yazmıştım. "edit: bu entry amacına son derece ulasmıstır. pıtırcık kardeslerimizi bir nebze olsun o mutlu dunyalarından uzaklaştırıp, normal insanlar gibi sinirlendirip, hakaret ettirmeyi, küfrettirmeyi basarmıstır. mutluyuz..." #10247578
Neyse öyle ya da böyle uçtum sözlükten...Şimdi o uçtuğum sözlüğü dışardan takip eden bir gözlemci olarak sözlüğün nereye gittiğini anlamaya çalışıyorum...
En ilginci sözlüğün karakterini değiştirmesini beklediğimiz şey miğferdibi yazar alımları bile sözlüğe bu etkiyi bırakmamıştı..Evet saçma sapan entryler havada uçuşuyordu ama 17 bin yeni yazarın olduğu bir platformda bu doğaldı...Eee yeni yazar alımının da olmadığı bu dönemde ne oldu bu yazarlara...Neden herkes eleştirmen kesildi bu sözlükte...Neden insanlar herşeyden mutsuz, umutsuz...Hayata benziyor dediğimiz bu sözlük hayatın ta kendisi oldu da hayatlarındaki olumsuzluğu sözlüğe mi taşıdı Türk Halkı...
Sonuç olarak ne olursa olsun, sözlüğün belli kuralları ve etiği var...Bu sözlükte biraz zaman geçirdikten sonra kazandığınız bir şey...Bazen bir kabulleniş hatta...Eğer bundan memnun değilse insanlar değiştirmeye çalışmak istiyorlarsa yapmaları gereken ilk şey değişime "KENDİLERİNDEN" başlamaları...Sözlük yönetimi ya da işleyişi hep böyleydi ama değişen "SİZSİNİZ"...
Sözlükten uçuşumla ilgili hiçbir şey yazmadım hiçbir platformda...Konu etmek bile istemediğim çirkinlikler gördüm çünkü o günlerde...Öyle çirkinlikler ki daha önce zirvelerde görmüş, konuşmuşluğum olan insanlar bile, bir kısım yazarların da gazına gelerek çirkinlikleri bana mal eder olmuştu...Öyle ki sözlükte "sevgi pıtırcıklarını sikme arzusu" gibi bir başlık varken, "sözlükteki bok böcekleri" lafı ağır gelmişti birilerine...O zamanlar pek farkedilmedi belki ama benim yazdığım o entryi Mr Moon nickli bir yazarın, beni ve eşimi ima ederek yazdığı bir entryinin edit notunun aynen kopyalanması ile yazmıştım. "edit: bu entry amacına son derece ulasmıstır. pıtırcık kardeslerimizi bir nebze olsun o mutlu dunyalarından uzaklaştırıp, normal insanlar gibi sinirlendirip, hakaret ettirmeyi, küfrettirmeyi basarmıstır. mutluyuz..." #10247578
Neyse öyle ya da böyle uçtum sözlükten...Şimdi o uçtuğum sözlüğü dışardan takip eden bir gözlemci olarak sözlüğün nereye gittiğini anlamaya çalışıyorum...
En ilginci sözlüğün karakterini değiştirmesini beklediğimiz şey miğferdibi yazar alımları bile sözlüğe bu etkiyi bırakmamıştı..Evet saçma sapan entryler havada uçuşuyordu ama 17 bin yeni yazarın olduğu bir platformda bu doğaldı...Eee yeni yazar alımının da olmadığı bu dönemde ne oldu bu yazarlara...Neden herkes eleştirmen kesildi bu sözlükte...Neden insanlar herşeyden mutsuz, umutsuz...Hayata benziyor dediğimiz bu sözlük hayatın ta kendisi oldu da hayatlarındaki olumsuzluğu sözlüğe mi taşıdı Türk Halkı...
Sonuç olarak ne olursa olsun, sözlüğün belli kuralları ve etiği var...Bu sözlükte biraz zaman geçirdikten sonra kazandığınız bir şey...Bazen bir kabulleniş hatta...Eğer bundan memnun değilse insanlar değiştirmeye çalışmak istiyorlarsa yapmaları gereken ilk şey değişime "KENDİLERİNDEN" başlamaları...Sözlük yönetimi ya da işleyişi hep böyleydi ama değişen "SİZSİNİZ"...
Tuesday, December 26, 2006
Kabus 22

Sonunda Türkiye'de tamamen Türk programcılar tarafından biraz sancılı ve uzun bir sürecin sonunda da olsa geliştirilen Türk oyunu "Kabus 22" satışa sunuldu. Kısıtlı kadro ve imkanlarla geliştirilen, temel olarak FPS olarak adlandırılabilecek, 4 farklı karakterlerle oynamamızı sağlayan bir oyun Kabus 22. Ama kısıtlı imkanlarla geliştirilmesine rağmen, kısıtlı ve yetersiz bir oyun değil kesinlikle.
Oyunun 3d renderları ve senaryo akışı gerçekten çok başarılı. Bunun yanında İstanbul'daki tüm mekanlar neredeyse gerçeğine birebir sadık kalacak, ama oyunun atmosferini de bir o kadar güzel yansıtacak şekilde modellenmiş.
Oyunun oynanabilirliği ile ilgili biraz sıkıntılar var ama Türkçe konuşan, İstanbul'da dolaşan kahramanlar bunu unutturuyor size.
Oyun dünden itibaren Vestel bayileri aracılığı ile 29.5 YTL fiyatla satılmaya başlandı. Açıkçası uygun fiyatı ile benim gibi Türkiye'de bir oyun sektörünün oluşması hayalini kuran kişilerin destek olma amacıyla çokça satacağını düşünüyorum. Ama neden Vestel. İç yüzünü bilmemekle beraber oyunun geciken lansımanı ve desteğini Vestel'in vermesi bir öngörü sadece. Ama eğer Doğan Medya gibi bir dağıtıcı aracılığıyla yapılsaydı oyunun dağıtımı, çok daha başarılı olurdu kanaatindeyim.
Bunun dışında en büyük eksiklik, oynun demosuna ulaşamamak. CEBIT fuarında sanırım cd ile dağıtılmış ve katılımcılara oynatılmış. Fakat kendi resmi internet sitesinde bile oynun demosunu indirmek mümkün değil. Ben internette bir forumda şans eseri buldum. Fakat oynun satışlarına köstek olur kaygısıyla oyun dağıtımcıları tarafından dağıtılmayan bu demonun adresini buradan yayınlamayacağım. Yine de ilgilenen arkadaşlar mail atarak öğrenebilirler.
2tam1bolu2@gmail.com
Oyun oynamayı seven ve yıllardır Türkiye'de neden oyun yapılmıyor diye ahkam kesen herkesi bu oyunu satın almaya davet ediyorum. Satın alalım ki insanlar cesaret ve destek bulsun yeni oyunlar yapmaya.
İşte oyunla ilgili iki tane video
http://www.youtube.com/watch?v=rcJ0yQ6C728
http://www.youtube.com/watch?v=Aybnjjs_c-I
Free Concerts - Yasal Ücretsiz Konser Görüntüleri
Daha önce yasal olarak online izlenebilen filmler postuna göstermiş olduğunuz ilgiye karşı bu seferde yasal olarak ücretsiz olarak izlenebilinen, public domaine açılmış ve google tarafından host edilen konser görüntülerini yayınlıyorum:)
İyi eğlenceler
İyi eğlenceler
- Children Of Bodom - Tuska 2003 Live
- Cream's Farewell Concert (1969)
- Doors: Live at the Hollywood Bowl, The (1987)
- Dream Theater - Live at Budokan (2004)
- Iron Maiden Live at Donington 1992
- Jamiroquai Live In London (03-07-2005)
- Jimi Hendrix at Woodstock (1992)
- Jupiter and Beyond Infinite
- Mario & Zelda Big Band Live
- Megadeth - Live in London 1992
- Metallica Live at Rock Am Ring 2006
- MTV Icon: Metallica (2003)
- Nightwish Live at Raumanmeri 2003
- Nirvana - Live Amsterdam 1991
- Opeth Live in Norway
- Pink Floyd - Live
- Pump up the 90's Party
- Punk Rock Movie, The (1978)
- Queen Live Aid 1985
- Red Hot Chili Peppers Live at Woodstock 1999
- Red Hot Chili Peppers Live - The Rock Odyssey 2004
- Sonata Arctica - Live At Tavastia
- System of a Down - Whisky a Go Go Show 1997
- Yellow Submarine (1968)
Friday, December 22, 2006
Subscribe to:
Posts (Atom)

